logo

İstoç 21 Ada No: 57 - 59
Mahmutbey / İSTANBUL

0212 659 91 48 pbx

bilgi@tukid.org

Anasayfa BEN YOK, BİZ VARIZ!

BEN YOK, BİZ VARIZ!

TÜKİD
BEN YOK, BİZ VARIZ!

BEN YOK,
BİZ VARIZ!

ÇİLEK KIRTASİYE
FİRMA SAHİBİ
Cihat YONCALIK

 

"Kırtasiye sektörü; ticaretini yaptığı ürünler ve ürünlerin kullanıldığı alanlarda, hayatımıza
kattığı değerlerle her zaman özel ve vazgeçilmez bir sektör olmuştur. TÜKİD, kırtasiye
ürünlerinin gıda ve giyim kadar temel ihtiyaçlar arasında olduğunu, yaptığı tüm
çalışmalarda vurgular. Kırtasiye sektörü yaptığı üretim ve pazarlama çalışmaları ile bir
öğrencinin eğitimi, bir öğretmenin bir nesli yetiştirmesi, bir ülkenin gelişmesi sorumluluğunu
taşımaktadır. Böylesine önemli ürünlerin üretimini, dağıtımını ve satışını yapan
kırtasiyeciler de her zaman taşıdıkları sorumluluğun bilincindedirler. Sektörümüze değer
katan ve yaptığı işlerle bu değeri bir adım ileriye taşıyan nice meslektaşımızdan biri olan
Cihat Yoncalık bu ay dergimize konuk oldu.
Bir vesile ile başlayan, kendilerinin nazikçe “destek” olarak ifade ettikleri girişimleri, sosyal
medyanın da gücüyle çığ gibi büyüyerek binlerce çocuğa ulaşan bir organizasyona
dönüşmüş. Yıllar içinde Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklara ulaştıklarını anlatan
Yoncalık, çalışmalarında meslektaşlarınız da unutmadıklarını aktardı.
Destek verdikleri okullarda meslektaşlarımızın isimlerini yaşatmayı da başaran bu
çabaları okurken sizlerin de en az bizler kadar duygulanacağınızı düşünüyoruz.
Bizler de bu vesileyle mesleği için fedakârca çalışan, emek veren ve kırtasiyecilik mesleğini
devasa bir sektöre dönüştüren büyüklerimize minnetlerimizi ve saygılarımızı iletiyoruz."

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

1965, İstanbul doğumluyum. Aslen Kayseriliyim, evli ve bir çocuk babasıyım.
Kırtasiye hayatıma 1983 yılında, o zamanlar Tahtakale’de faaliyet gösteren halamın eşinin sahip
olduğu Zafer Kırtasiye’de başladım. Rahmetli babam, “Eti sizin, kemiği bizim” diyerek beni oraya teslim etti. İşe başladığım firma ne
de olsa yakın akrabamızındı ve ben kendimi torpilli hissediyordum. Ama sadece hissetmekle kalmıştım;) Aynı gün mesai arkadaşlarım
sırasıyla yanıma yaklaşarak cezaevine girmişçesine sessizce; “Allah kurtarsın” demeye başladılar.
O an ne demek istediklerini anlamamıştım. Aynı gün akşam akşam rahmetli eniştem Durmuş
Ali Yavuz bey beni yanına çağırarak, “Yeğenim yarından itibaren sabahları işe başlama saati 07.30”dedi. “Dükkânın önüne geldiğinde
saatine bakacaksın eğer saat 07.30 ise selam verip içeri gireceksin. Eğer saat 07.30’a bir dakika bile
geçiyorsa dükkâna girmeyip doğru eve gideceksin” demişti. Böylece benim, “Allah kurtarsın” maceram
başlamış olmuştu. Şimdiki gibi o yıllarda her yere kolayca gidebilmek mümkün değildi. O saatte
Tahtakale’de nasıl olacaktım? O zamanlar sabahları işe geç kalmamak için belli bir yerden sonra Tahtakale’ye
koşarak gittiğim günler şu an film şeridi gibi gözümün önüne gelmiyor değil. İşe başladığım firma o kadar disiplinliydi ki, 18 ay askerlik
bile bana vız gelmişti. Bunları sadece yeni neslin öğrenmesi adına anlatıyorum….
Tahtakale; disiplinin, hoşgörünün, dostluğu, komşuluğun, arkadaşlığın, yardımlaşmanın en üst seviyede
olduğu, ticaretin başkenti olarak nitelendirebileceğimiz bir yerdi. Askerden geldikten sonra aynı
yerde 3 yıl daha çalıştım. Daha sonraları sırasıyla, Atılım Kırtasiye, Birlik Kırtasiye ve son olarak
Ceren Kırtasiyede çalıştım. Kısmen Anadolu, İstanbul ve esas bölgem olan Trakya Bölge Pazarlamacılığı
yaptım. 2005 yılında eşime İstanbul Bayrampaşa’da küçük bir perakende
kırtasiye açmıştım. Yıllar sonra kısmet oldu, dükkânı büyüttük ve eşim dükkânı idare edemez
olmuştu. 2012 yılında Trakya Bölge Pazarlamacısı olarak çalıştığım Ceren Kırtasiye’den ayrılmak
zorunda kaldım. Dükkânın başına geçtim, halen Çilek Kırtasiye olarak perakende kırtasiye işine devam
ediyorum. Sahip olduğumuz ne varsa, önce Allah, daha sonra yanlarında çalıştığım, ekmeğini
yediğim bu insanlara borçluyum. Vefat edip aramızdan ayrılanlara Allah’tan rahmet yakınlarına uzun
ömürler diliyorum.

Yıllardır sürdürdüğünüz,
özenle üzerinde çalıştığınız
ve nazikçe “destek” olarak
adlandırdığınız süreç nasıl
başladı?

Bir dostumuzun kızının sayesinde başladı. Bir gün bu kızımız dükkâna geldi ve “Cihat abi, bir
köy okuluna malzeme topluyoruz ,bize destek olur musunuz? Dedi. Üniversite öğrencisi kızımızın bu
davranışı çok hoşuma gitmişti. Kendisine bir şeyler ayarladım ve yardım edecekleri okulun nerede
olduğunu ve ismini rica ederek not aldım. Daha sonra 2017 yılında sömestr tatilinde bir hafta sonu
Bursa’ya iki günlük tatil amaçlı ailece yola çıktık. Bir an Marmara Bölgesi’nde bulunan ve notunu
aldığım bu köy okulu aklıma geldi.

Okullar kapalıydı ama en azından köy okulunu ve çocukları görebiliriz diye düşünerek Bursa ilimizin
bir ilçesinde bulunan ve ilçe merkezine 18 km uzaklıktaki bu köy okulumuza doğru yola koyulduk.
Köye girdiğimizde çok şaşırmıştık, Marmara Bölgesi’nde böyle bir köy olamazdı. Köyün fiziki yapısı bile
çok kötüydü. Çocukların ayaklarında doğru dürüst bot, üstlerinde mont yoktu. Bu durum bizi ailece
çok üzmüştü. Nitekim öğretmen olan kızım daha da çok üzülmüştü. İstanbul’a döner dönmez orada
görev yapan öğretmen arkadaşa ulaşıp okulda okuyan 45 çocuğumuzun hepsinin ayak numaralarını
ve beden ölçülerini bizlere ulaştırmasını rica ettim. Sağ olsunlar yakın arkadaş çevrem ve meslektaşlarımızın
sayesinde hepsine bot, mont ve her türlü kırtasiye malzemesi gönderdik. O kadar mutlu
olmuşlardı ki sizlere anlatamam. O köy okulumuzdan gelen fotoğraf ve videoları sosyal medyada paylaşınca
bizlere destek verenler daha da çok mutlu olmuşlardı.

Çalışmalarınız Türkiye geneline nasıl yayıldı?

Meslektaşlarımızla yaptığımız sohbetler esnasında, “Eğer Marmara
Bölgesi’nde böyle köy okullarımız varsa, kim bilir Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’da ne köy okullarımız vardır” dedik.

Malumunuz, yıllardır kim oldukları ve neye hizmet ettikleri belli olmayan
bazı insanların yaptıkları kermes adı altında, çok iyi niyetli olan
esnafımızdan malzeme toplarlardı. Toplanan malzemelerin satışından
elde edilen gelirlerin nerelere gittiğini kim biliyordu? Neden bizler bu
malzemeleri toplayıp, ihtiyaç sahibi köy okullarına bizzat götürmeyelim?
Ya da göndermeyelim diye düşündük. Süreç böylece başlamış
oldu. İyi de destek vereceğimiz köy okullarını nereden ve nasıl bulacaktık.
Bizim ilk köy okulu destek projemizi sosyal medyadan gören bir aile dostumuz bana, çocukluk
arkadaşının da özellikle köy okullarına çok büyük destekler verdiğini,
kendisiyle tanışmamı istediğini aktardı. Ertesi gün gün kendisini telefonla arayarak çalışmaları
hakkında bilgi aldım. Bizlerinde özellikle kırtasiye ayağında köy
okullarımıza destek verebileceğimizi, bizlere köy okulları isimlerini,
irtibat kurabileceğimiz idareci ve öğretmen arkadaşlarımızın telefonlarını
vermelerini istedik.

Anadolu’nun en ücra köy okullarına her türlü desteği veren bu oluşumun
adı Farkındalık Yaratmak Projesi’ydi. Buradan kendilerine, sizlerin aracılıyla kırtasiye camiası adına
şükranlarımı sunuyorum. Farkındalık Yaratmak Projesi’nde, tamamen kendini bu işe adamış, yardımsever
insanların ellerinde o kadar çok köy okulumuz vardı ki! Yetişmek
mümkün değildi. Aynı köy okullarına bizler kırtasiye camiası olarak
her türlü kırtasiye malzemesi, onlar ise bot, mont desteği sağlıyordu.
Böylece birbirimizi tamamlamış oluyorduk.

Destek verdiğimiz köy okullarımızdan fotoğrafl ar ve
videolar geldikçe sürekli sosyal medyadan paylaşıyorduk. Bizlere
güveni tam olan, toptancı, ithalatçı, imalatçı ve perakendeci kırtasiyeci
esnafımızın da yardımlarıyla destek çığ gibi büyümüştü. Artık arkamızda
dev gibi bir güç vardı. Bu bizleri daha da cesaretlendirmişti. Fırsat
buldukça, müsait olan arkadaşlarımızla Marmara Bölgesi’nde tespit
ettiğimiz köy okullarımıza bizzat gidiyor ve toplanan malzemeleri
kendi ellerimizle dağıtıyorduk. Bu süreçte öyle ilginç olaylarla karşılaşıyorduk
ki. Buradan sizlere bir anekdot paylaşmak isterim. 2017 yılında
Çanakkale/ Ayvacık ilçesinde özellikle birkaç köyde büyük yıkıma
sebep olan bir deprem meydana gelmişti. Bu sebepten dolayı bu
köylerimize her türlü kırtasiye malzemesi ve oyuncak götürme
kararı aldık. İnsanlar konteyner evlerde yaşıyor, çocuklar konteyner
okullarda öğrenim görüyorlardı. Malzemeleri tek tek poşetleyip
bu köylere doğru yola çıktık.

O köylerden birine geldiğimizde, çocuklar konteynerlerin arasında
oynarlarken hepsini topaldık ve sıraya girmelerini rica ettik. Ben bir
Fenerbahçe taraftarıyım, şakadan sıradaki çocuklara; “Kimler Fenerbahçeli?”
dedim, çocuk aklı olsa gerek, çoğu “Ben, ben” diyerek cevap
verdiler. Bir tanesine sıra geldiğinde, boynunu bükerek; “Ağabey ama
ben Galatasaraylıyım, ama bundan sonra bende Fenerbahçeliyim” dedi,
o kadar üzülmüştük ki. Her bir çocuğa bir poşet malzeme verdiğimiz
halde bu çocuğumuza özellikle iki poşet malzeme verdik ve kesinlikle
Galatasaray’ı bırakmayacağı sözünü aldık. Yine aynı ilçede bulunan
başka bir köyde, sonradan Beşiktaşlı olduğunu öğrendiğim bir ufaklık
elinde mavi bir poşetle yanıma gelerek, “Ağabey, sizler bizlere bir sürü
şey hediye ettiniz. Bu da bizim size hediyemiz olsun” diyerek elindeki
poşeti bana doğru uzattı. Poşeti açtığımda içinde kavun ve karpuz
vardı. Şimdi olduğu gibi o anda da gözlerim dolmuştu.

İnsanların tepkileri nasıldı?

Meslektaşlarımız bizlere güvenip bir sürü malzeme veriyor ve
bizler bu malzemeleri gerçekten ihtiyacı olan yerlere dağıtıyorduk.
Bu da bizlere güvenip malzeme veren tüm meslektaşlarımızın çok
hoşuna gidiyordu, çünkü verdikleri malzemelerin nerelere gittiğini
bilmek herkesin en doğal hakkıydı. Sosyal medyadaki paylaşımlarımızdan
sonra, hiç tanımadığımız meslektaşlarımız bizlerden IBAN
numarası isteyerek para yardımında bulunmak istediklerini iletiyorlardı.
Bizlerde kendilerine para toplamadığımızı, sadece malzeme
topladığımızı beyan ettik. Bunun akabinde İstanbul haricinde, bizlere
Tekirdağ, Balıkesir, Ankara, Bursa, Edirne, Malkara, İzmir gibi yerlerden
malzemeler gelmeye başladı. İstanbul dışından böyle malzemelerin
gelmesi bizleri daha da çok mutlu etmişti. Kırtasiye malzemesi
desteği ile çıktığımız bu yola bir de
bot, mont eklenmişti. Bu süreçte, gerçekten bizleri yaralayan tek şey,
bazı kişilerin soysal medyadaki okullardan gelen video ve fotoğraf
paylaşımlarımızın altına, bir elin verdiğini diğer el görmez, gibi eleştirileri
olmuştur. Ayetlerden örnek veren bu kişiler, sanki hayatlarını ayetlere göre yaşıyorlardı! Bizler bu
fotoğraf ve videoları sosyal medya platformlarında paylaşmasaydık,
her yıl yüzlerce okula, binlerce öğrencimize, yüzlerce koli malzemeyi
nasıl toplayacaktık? Çok zor bir süreçten geçtiğimiz şu sıkıntılı
dönemde bile, kırtasiyeci esnafımızın büyük bir özveri ile sadece
bu sezon Anadolu’nun en ücra köy okullarına gönderdiğimiz bot,
mont, her türlü kırtasiye malzemesi, akıl oyunları ile oyuncaktan
oluşan koli miktarı 150 koliyi geçti.

Kırtasiye ihtiyaçlarını gidermeye
çalışmakla birlikte,
sektörümüz adına da çok
kıymetli bir çalışma yapıyorsunuz.
Ondan da bahseder misiniz?

Bu süreçte, sektöre çok büyük hizmetler vermiş büyüklerimiz
veya arkadaşlarımız aramızdan birer birer ayrılıyorlardı. Arkadaşlarımızla
yaptığımız sohbetler esnasında bizlerin de bunlarla ilgili
bir şeyler yapmamız gerektiğini hep dile getiriyorduk. Nitekim
de öyle oldu. Kırtasiye sektörüne ömrünü vermiş, zamanında
kamyonlarla Anadolu’yu karış karış gezmiş yeri gelmiş yollarda
mahsur kalmış yeri gelmiş kamyon kabinlerinde sabahlamış meslektaşlarımız…
Bazılarını Anadolu yollarında iş seyahatleri esnasında
trafik kazalarında kaybettiğimiz, ailelerinden uzak, yuva mutluluğu
ve evlat sevgisi bile yaşayamadan aramızdan birer birer ayrılan, ama
kırtasiye sektörünün bugünlere gelmesine çok büyük hizmetler verenler.
Hatta bazılarının geride çok büyük markalar bıraktığı, büyüklerimiz
ve arkadaşlarımıza bir vefa örneği olarak, onların isimlerini ve
anılarını yaşatmak istedik. 2,5 yıldır destek verdiğimiz köy okullarına,
isimlerinin yazılı olduğu, ilk etapta 41 tane 30*42 ebatlında plaket
yaptırarak bu okullarımıza asılmak üzere gönderimlerini sağladık. Tabi
ki gözden kaçırdıklarımız olmuş olabilir. Onları da en kısa zamanda
tespit edip okullarımıza gönderimlerini sağlayacağız.